• DOLAR
    $4.338,6400
  • EURO
    $0,8186
  • ALTIN
    $50.479,3700
  • BIST
    1,1293
Yahya Kemal ve Tevfik Fikret’in İstanbul tartışmasına şiirle karşılıkları

Yahya Kemal ve Tevfik Fikret’in İstanbul tartışmasına şiirle karşılıkları

Türk edebiyatının iki bütük şairi Tevfik Fikret ve Yahya Kemal, İstanbul teması üzerine şiirle biribirlerine yanıt yetiştirdiler. Tevfik Fikret’in ‘Sis’ şiir meşhurdur.

Şair, Sis şiirinde İstanbul’ı ‘fahişeye’ benzetince Yahya Kemal’den karşılık gecikmez.

İsterseniz Fikret’in Sis şiirini okuyalım, sonra Yahya Kemal’in karşılığına geçelim..

SİS…

Sarmış ufuklarını senin tekrar inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gitgide artan
tartısının altında herşey silinmiş üzere,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine uygunca sokulamaz, korkar!
Lakin bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
Ey zulümler alanı… Evet, ey parlak alan,
ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
Ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
Doğu’nun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
Ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
sefahate susamış bağrında yaşatan.
Ey Marmara’nın mavi kucaklayışı içinde
güya ölmüş üzere dalgın uyuyan canlı yığın.
Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,
ey bin kocadan artakalan dul kız;
güzelliğindeki tâzelik büyüsü şimdi besbelli,
sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
Canayakın, hem de en kirli bayanlar üzere;
içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
Güya bir hâin el, daha sen kent olarak kuruluyorken,
lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
Zerrelerinde daima riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
İçerinde pak bir zerre aslâ bulamazsın.
Daima riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
Yalnız işte bu… Ve güya daima bunlarla yükselinecek.
Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
Parlak ve pak alınlı kaç adam çıkar?

Örtün, evet ey felâket sahnesi… Örtün artık ey kent;
örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
Kaatil kuleler, kal’ali ve zindanlı saraylar.
Ey anıların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, mescitler;
ey bağlanmış birer dev üzere duran mağrur sütunlar ki,
geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
Ey kubbeler, ey ulu dilek meskenleri;
ey doğruluğun kelamlarını taşıyan minâreler.
Ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
edinen birçok bin sabırlı dilenci gürûhu;
“Geçmişlere Rahmet! ” diye yazılı kabir taşları.
Ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
ey her açılan gediği bir vak’a sayıklıyan
vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
Ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
sembole eden harap ve sessiz meskenler;
ey herbiri bir leyleğe veya bir çaylağa yuva olan
kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
ve yıllardır tütmek ne… çoktan unutulmuş!
Ey mîdelerin zorlaması zehirinden dolayı
her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
Ey tabi’atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
her nâmeti, bütün gürlükleri, daima kurtuluş sebeplerini
gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
Ey köpek havlamaları, ey konuşma onuruyla yükselmiş
olan beşerde şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
Ey yararsız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
ey eksinlik ve bahtın açık sözü, nefretli bakışlar!
Ey lakin masalların tanıdığı bir hâtıra: Nâmus;
ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
Ey silahlı endişe ki, öksüz ve dulların ağzındaki
her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
Ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz kesinlikle palavra,
ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!
Ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
vicdanlara uzatılan zımnî kulaklar;
ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
Ey nefret edilen, hakîr görülen ulusal gayret!
Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
ey fazilet ve nezâketin hissesi, ey çoktan unutulan bu çehre!
Ey endişe yükünden iki büklüm gemeye alışmış
güçlü – yoksul herkes, meşhur koca bir millet!
Ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, ama iğrenç;
ey tâze bayan, ey onu tâkîbe koşan genç!
Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
ey kimsesiz; âvâre çocuklar… Hele sizler,
hele sizler…

“EY AZİZ İSTANBUL”

Bunun üzerine Yahya Kemal de ünlü şiiri ‘Bir Öteki Tepeden’ şiirini kaleme alır. Yahya Kemal’in “Ey aziz İstanbul dün sana zirveden baktım” dizeleri hepimizin ezberinde.

Yahya Kemal

İşte o şiir…

 

Sana dün bir zirveden baktım aziz İstanbul!

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiç bir yer.

Ömrüm epey gönül tahtıma keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre paha.

Kaç revnaklı kentler görünür dünyada,

Lâkin efsunlu hoşlukları sensin yaratan.

Yaşamıştır derim en beğenilen ve uzun duşta,

Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

 

Ergül Tosun

Kitap sayfası için bağlantı:

ergul.tosun@ensonhaber.com

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?